3.BÖLÜM...
Ertesi gün...
Emre gelmeden önce Dilek erkenden tatlıları hallederken
yine mutfak personelin sabotajı ile karşılaşır
önce ağız dalaşı yaparlar sonrada kadın personelden biri
Dilek'e tokat atar, Dilek de tam karşılık verdiği sırada
Emre gelir ve öfkeyle Dilek'e bakar
-Emre: Ne oluyor burada?
-Tokat yiyen Sude: Dilek şef birden tokat attı Emre bey
ne olduğunu anlamadım bile, ben ne yanlış yaptım size Dilek şef
-Emre: Öyle mi oldu? (mutfak ekibine sorar)
-Ekipten bir kaç kişi: Evet Emre bey
-Emre: Siz işinize dönün, Dilek hanım sizde odama gelin HEMEN
-Dilek: Buyrun
-Emre: Yo yo siz buyrun, sizin sorununuz ne?
personelime neden tokat attınız?
-Dilek: Cidden yoruldum bu durumdan, kendimi açıklamaya
çalışmaktan, Yeni bir şef bulana kadar sabredecektim ama
benden bu kadar Emre bey, yeter artık
-Emre: Ne! buda ne demek şimdi
-Dilek: Şeflerine saygısı olmayan bir ekiple çalışamam demek
istifa ediyorum, anlaşmayı tek taraflı fes ediyorum
mutlu olun, artık ben yokum
Dilek kapıyı çarpıp çıkarken Cihan girer
-Cihan: Oww kasırga vurmuş burayı, kim bu güzellik
-Emre: Sana bahsettiğim yeni şef, babaannemin arkadaşının torunu
-Cihan: Öyle mi? bekar mı?
-Emre: Cihaaan
-Cihan: Tamam tamam, sorun ne? ne oldu?
-Emre: Bişeyler yanlış gidiyor, personel ile geçinemiyor
bugün de personele tokat atmış, çekip gitti şimdide
-Cihan: Sen üzüldün mü yoksa gittiği için
-Emre: Ne üzüleceğim ya, yeni bir şef bulmam lazım acil
-Cihan: Senin bu kızla sözleşmen yokmuydu? öyle gitmesine
izin mi vereceksin?
-Emre: Onu sonra düşüneceğim, sen neden geldin?
bir gelişme mi var?
-Cihan: Personelinde bir köstebek olabilir
-Emre: Nasıl?
-Cihan: Senin şu kaçak şef Cahit Akman,
rakip firmada çalışmaya başlayınca
burada seni bitirmek için zarara sokmak için sabotaj yapmaya
başlamış olabilir, ulaştığım bilgiler bu yönde
-Emre: Yani Dilek haklı olabilir diyorsun
-Cihan: Köstebek Dilek'de olabilir
-Emre: Hayır o değil
-Cihan: Bu kadar eminsin, hmm kardeşim, sana neler oluyor
eskiden böyle değildin, herkes senin gözünde şüpheli olurdu
-Emre: Senin baroda işin falan yok mu?
git dosyalarını incele, dava falan çöz hadi
işim var benim
Kapı çalar ve temizlik görevlisi Yasemin abla içeri girer
-Yasemin: Emre bey müsait misiniz?
-Emre: İçeri gelin Yasemin hanım, görüşürüz Cihan
-Yasemin: Şey Emre bey, bir maruzatım vardı
-Emre: Oturun lütfen, sizi dinliyorum
-Yasemin: Dilek şefi yanlış anladınız, ben her şeyi gördüm
hatta videoya çektim bakın,
Dilek şef geldiği günden beri her şeyi tek başına yapıyor,
personel ona yardım etmek yerine sürekli engel oluyorlar,
bugün de yine menüyü hazırlarken personel onu kışkırtmaya
çalıştı ve menüdeki malzemeleri çöpe attılar,
Bunu neden yaptığını Dilek şef sorunca Sude hanım ona tokat attı
ve Dilek şef ona karşılık verdi, yani bunu başlatan
Sude hanımdı, bunları size anlatıp anlatmamakta kararsız kaldım ama
-Emre: Tamam Yasemin hanım siz işinize dönebilirsiniz,
bunları bana anlattığınızı kimseye söylemeyin
gerisi ile ben ilgileneceğim
Emre mutfağa gider perseoneli toplar
-Emre: Artık Dilek şef yok, tüm menüyü
siz hazırlayacaksınız, soru sormak yok, herkes işine
Dilek Hızlı hızlı yürürken telefonu çalar
arayan en yakın arkadaşı Elif'tir
Dilek Elif ile dertleşirken kendi dükkanına gider
telefon konuşması bitince de Emre onu aramaya devam eder
ama telefonunu açmaz, akşam olur evine gider
-Şeyma: Dilek hadi sofra hazır, elini yüzünü yıka yemeye gel hemen
-Dilek: Tamam anne
-Şeyma: Ne oldu yine bu kıza, bugün yüzü sirke satıyor
-Ayşe: Yarın ben onun keyfini yerine getireceğim
-Şeyma: Aklında ne var anne?
-Ayşe: Behiye yazlığına davet etti, hep birlikte
oraya gideceğiz, Dilek içinde bir değişiklik olur
-Şeyma: Siz yine bir plan peşindesiniz ya hayır olsun bakalım,
ama ben gelemem
-Dilek: Nereye gelemezsin anne?
-Ayşe: Yarın bir arkadaşım bizi yazlığına davet etti,
bende çok sıkıldım evde, ızgara balık falan yapacağız,
orman havası da iyi gelir, ama annen gelmiyor
-Dilek: Neden? ayrıca bende gelemem
-Şeyma: Yarın hafta sonu, Ay ben kıyı köşe temizlik yapacağım
ayağımın altında dolanmayın, hiç bir yere gidemem
anneanneni de yalnız gönderemeyiz
-Ayşe: Dilek kırma anneanneni gel hadi beraber gidelim
-Dilek: Ben sultanımı hiç kırar mıyım, tamam anneanne torun
gezelim yarın, ama kendini yormak yok tamam
Behiye hanım Emre ile salonda otururken Emre'nin dalgın olduğunu görür
-Behiye: Emre, oğlum bugün kötü bir şey mi oldu?
baban yada annen canını sıkacak bir şey mi dedi yoksa?
-Emre: Yok babaanne iş güç meseleleri işte
-Behiye: İş güç seni de bunaltmış bak ne diyeceğim,
yarın sapancadaki yazlığa gidelim, şöyle babaanne torun
ızgara balık keyfi yapalım ne dersin?
-Emre: Restoran ne olacak ana kraliçe?
-Behiye: Aman restoran bir günde batmaz merak etme,
hadi hadi yarın gidiyoruz, erken yat sende, iyi geceler
-Emre: İyi geceler babaanne, uyku tutarsa tabi uyurum
Dediği gibi Emre'yi o gece uyku tutmaz ve sabah erkenden yola
koyulurlar, aynı şekilde Dilek ve anneannesi de ayrı ayrı
giderler, Emre markete ve balıkçıya uğrar alışverişi yapar
ve yola devam ederler, sapancaya ilk varan Emre ve Behiye olur
-Emre: Babaanne yardımcılar nerede?
-Behiye: Dün evi temizlediler bugün yarın izinliler,
ah geldiler sonunda
-Emre: Birini mi bekliyorduk?
-Behiye: Sana söylemeyi unuttum bak, Ahretliğimi ve Dilek'i de
davet etmiştim
-Emre: Ne! Dilek mi?
Emre hemen üstünü başını düzeltir saçını düzeltir
Dilek karşısında Behiye hanımı ve Emre'yi görünce anneannesine döner
-Dilek: Anneannecim, bana söylemek istediğin ama söylemediğin
bir şey var mı?
-Ayşe: E söyledim ya kızım, arkadaşım davet etti diye
-Behiye: Hoş geldiniz ahretliğim
-Ayşe: Hoş bulduk ahretliğim, buranın havası ne güzelmiş böyle
-Emre: Hoş geldiniz Ayşe teyze, Dilek hanım
-Ayşe: Hoş bulduk Emre evladım
-Behiye: Dilek kızım geçsene şöyle ayakta kaldın,
biraz soluklanalım etrafta biraz yürüyüş yapalım seninle Ahretliğim
Emre çocuğum sende Dilek'e etrafı gezdir istersen
-Emre: Olur
-Dilek: Olmaz, gerek yok yani ben böyle iyiyim Behiye teyze
hatta ben biraz yürüyüş yapayım darlandım çünkü
-Behiye: Emre, yalnız bırakma hadi oğlum
Emre Dilek'in peşinden gider
-Dilek: Gelmeyin peşimden
-Emre: Bayıldığımdan değil babaannem istedi
ayrıca benim telefonlarıma neden cevap verilmiyor dünden beri
-Dilek: Pardon, size hatırlatırım, sözleşmeyi fes etmiştim dün
-Emre: O fes geçerli değil, onu bi geçelim de, beni bir dinlermisiniz
-Dilek: Siz beni dinliyor muydunuz? hayır, o yüzden lütfen rahat bırakın
beni Emre bey
-Emre: Konuşmamız lazım, Dilek hanım, Dilek dur, Özür dilerim
Dilek bir anda durur arkasını döner
-Emre: Özür dilerim, her şeyi öğrendim ve sizi dinlemediğim için
hatalıyım, bir daha olmayacak böyle bir şey
lütfen affedin beni
-Dilek: Nasıl oldu bu? nasıl öğrendiniz?
-Emre: Temizlik görevlisi Yasemin hanım, her şeyi anlattı
neden bana daha önce söylemediniz?
-Dilek: Söyleseydim dinleyecekmiydiniz?
-Emre: Aslında başka bir durum var, onu çözmeye çalışıyorum
O esnada onlara bakmaya çıkan Behiye babaanne ve Ayşe anneanne
onların muhabbet etmesinden pek bir mutlulardır
-Ayşe: Aralarında ne oldu bilmiyorum ama bizim kız biraz ketumdur
ne dersin Behiye, Emre ile olacaklar mı dersin?
-Behiye: Emre bugüne kadar hiç bir kızın peşinden gitmedi,
hep kızlar onun peşinden koştu, Dilek'in arkasından gitmesi
bu bir ilk
-Dilek: Soruma cevap vermediniz, anlatsaydım dinleyecek miydiniz?
tamam ben cevabımı aldım, geri dönelim Behiye teyze ve anneannem
merak etmiştir
-Behiye: Ah burada mıydınız çocuklar
-Ayşe: Bizde etrafı geziyorduk, temiz hava acıktırdı
-Dilek: Geldim anneanne
-Emre: Geliyorum babaanne
-Ayşe: Salatayı ben yapayım
-Behiye: Olmaz ahretliğim, siz dinlenin, Emre ile ben çabucak
hazırlarız
-Dilek: Olmaz, siz iki hanım şuraya güzelce oturuyorsunuz
ve bu temiz havanın tadını çıkartıyorsunuz,
gerisini ben hallederim
-Emre: Beraber hallederiz, balıkları ben halledeceğim zaten
siz salatayı yapabilirseniz...
-Ayşe: Siz ikiniz, neden sizli bizli konuşuyorsunuz hala?
-Behiye: Emre?
-Ayşe: Dilek? cevap vermeyecek misin?
-Emre: Aslında-
-Dilek: Böyle iyi, Emre bey benim patronum-du, artık değil,
sınırı aşmamayacağım
-Behiye: Emre Emir Kaya, otur hemen karşıma
Dilek sende otur kızım
Behiye hanım Emre'nin tam adını söylediyse gerçekten
kızmıştır ve Emre bunu çok iyi biliyordur,
diretmeden, kaçmadan sesizce babaannesinin karşısına oturur
Dilek de yan sandalyeye oturur
-Behiye: Dilek kızımı üzecek ne yaptın?
sana soruyorum Emre Emir Kaya
-Ayşe: Behiye sakin ol
-Behiye: Dilek kızım, Emre seni üzecek ne yaptı?
-Emre: Babaanne ben aslında-
-Dilek: Bir şey yapmadı, aslında zamanımın çoğunu Kaya restoranda
harcıyorum, kendi dükkanımdaki tadilat işleri ile ilgilenemiyorum
bu yüzden ayrılma kararı aldım, Emre beyin bir suçu yok
-Behiye: Öyle mi Emre?
-Emre: Aslında Dilek hanımı istemeyerek biraz kırdım ve özür diledim
-Behiye: Dilek doğru mu?
-Dilek: Büyütülecek bir şey değil, ben mutfağa geçiyorum
Mutfak neredeydi?
Emre Dilek'i mutfağa götürür, her şeyin yerini gösterir
kendide ızgarayı yakar
-Behiye: Ahretliğim bu ikisine inancım biraz daha arttı
-Ayşe: Hayırdır?
-Behiye: Emre asla kendi isteği ile kimseden özür dilemez,
bir keresinde lisedeyken arkadaşı ile kavga etmiş ve çocuğun
çenesini kırmıştı, ve özür dilemeyi reddetmiş, okuldan aradılar,
okula gidip zorla özür diletmiştim, sebebini sonradan öğrendim,
arkadaşı Emre'ye zorbalık etmeye kalkmış, o da dayanamamış
çocuğun çenesini kırmış
Dilek salata yapmayı bitirince, güzelce sofrayı kurarken
Emre bir anlık dalgınlıkla elini yakar, Dilek bunu görür
hemen yanına gider, elini tutar, yanan yeri kontrol etmek ister
-Dilek: Emre bey iyi misiniz?
hemen soğuk suya tutmanız lazım, gelin benimle
Dilek'in bu tavrı, onun için endişelenmiş olması Emre'yi gülümsetir
-Dilek: Siz soğuk suya tutmaya devam edin elinizi, ben krem bulmaya
çalışayım
Emre Dilek'i durdurur, elini kısa bir süre tutar bırakır
-Emre: Ben iyiyim
-Dilek: Nasıl iyisiniz, eliniz kıpkırmızı, canınız yanıyordur
-Emre: Benim için endişeleniyor musun?
-Dilek: Neden endişeleneyim, balıklar için endişeliyim
-Emre: Peki az önce babaannemin önünde beni neden korudunuz?
-Dilek: Behiye teyzeyi üzmek istemedim
-Emre: Öyle olsun bakalım, ben gideyim de endişelendiğiniz balıklar
yanmasın
-Ayşe: Emre iyi misin evladım?
-Emre: İyiyim Ayşe teyze
Yemek yenirken Emre'nin canı yandığı ara ara yüzünden belli
olduğu için, Dilek'in bir gözü istemsizce Emre'nin üstündedir,
yemek bittikten sonra Dilek ve Emre sofrayı kaldırır
Dilek Bulaşıkları makinaya atar sonrasında çantasından
yanık kremi alır ve Mutfakta çay koymaya kalkan Emre'ye uzatır
-Emre: Bu ne?
-Dilek: Cool davranmayı bir süre bırakın, canınız yanıyor belli,
bu yanık kremini sürün
-Emre: Teşekkür ederim
-Dilek: Çayı ben koyayım, siz kreminizi sürün lütfen
İrmik var mı?
-Emre: İrmik? bilmiyorum ki, bayadır gelmedim ve o işlerle
yardımcılar ilgileniyordu,
şu dolaplara bir bakalım, neden lazım?
-Dilek: Balık sonrası helva olmazsa olmazdır,
helva yapacağım çayın yanına
-Emre: Yok sanırım, gidip alayım hemen, başka bir şey lazım mı?
-Dilek: Hayır gitmeyin, yani gerek yok, başka bir şey yapacağım,
siz lütfen elinizle ilgilenin
-Emre: Peki öyle olsun
Dilek un helvası yapar ama şerbetini öyle iyi ayarlar ki
hafif olur ve Emre'de belki yer diye umut eder
ama herkes beğenmesine rağmen Emre yine tatlı yemez
çaylar içilir tatlılar yenir, sohbetler edilir
ve herkes kendine ayrılmış odasına çekilir,
Dilek uyuyamaz, camı açar ama bu onu kesmez ve sessizce
bahçeye iner, çimlerin üzerine oturur ve gökyüzünü izlerken
Emre'nin elinde polar ile gelip Dilek'in sırtına örtmesiyle
Dilek irkilir
-Emre: Korkuttum mu?
-Dilek: Yok boşluğuma geldi
-Emre: Geceleri burası bu mevsimde soğuk olur,
hastalanmayın, Sizide mi uyku tutmadı?
-Dilek: Teşekkür ederim, Ay çok parlak baksanıza
-Emre: Gerçekten öyle
-Dilek: Biliyor musunuz, küçükken Ay'ı izlemeyi,
gökyüzünü izleyip, yıldızları saymayı çok severdim
-Emre: Artık sevmiyor musunuz?
-Dilek: Artık o kadar sevmiyorum,
O zamanlar en sevdiğim şeydi, çünkü babamla izlerdik
neyse, sizin küçükken sevdiğiniz unutamadığınız bir şey var mı?
-Emre: Gülmek yok ama
-Dilek: Siz bir anlatın da
-Emre: Küçükken 6 yaşında falan dünya benim etrafımda dönüyor sanırdım,
bir prens gibi hissederdim, beyaz atım bile vardı,
taaki büyüyüp işleri yavaş yavaş
devralacak eğitimleri alana kadar
Dilek dayanamaz güler, Emre'de onu izler, bu kız neden bu kadar
güzel gülüyordu, onun gülümsemesi kalbinin hızlı atmasına
sebep oluyordu
-Dilek: Çok pardon, tutamadım kendimi, ama şu var
siz bazen gerçekten dünya sizin etrafınızda dönüyormuş gibi
davranmaya devam ediyorsunuz
-Emre: Öyle mi yapıyorum? bu arada kalsanız olmaz mı
retorandan gitmeye kararlı mısınız?
-Dilek: Siz bugün bir sorunla uğraştığınızı söylemiştiniz
nedir o?
-Emre: Eski şefin bir köstebeği olduğunu düşünüyoruz,
onu bulmaya çalışıyorum, sizin şüphelendiğiniz biri var mıydı?
-Dilek: Bilmiyorum kimsenin günahını alamam
-Emre: Neyse yakında bulurum zaten, bu arada sözleşme olsun
yada olmasın, Kaya restoranın kapısı size her zaman açık,
o yaşanılan kötü olaylar içinde tekrar özür dilerim
bir daha yaşanmayacak öyle bir şey
umarım bağışlarsınız beni
-Dilek: Estağfurullah
O sırada Dilek'in telefonu çalar ekranda canım yazıyordur
ve yazının yanında kalp vardır, Yanında oturan Emre
ekrandaki yazıyı görür
-Dilek: Bunu açmam lazım Emre bey, pardon.
-Emre: Gecenin ikisinde arandığınıza göre, acil olmalı,
ben sizi yalnız bırakayım rahat konuşun
-Dilek: Teşekkürler
Emre'nin ağzından...
Ne güzel bir akşam geçirirken gelen arama moralimi bozmuştu
bu saatte arayan o canım kimdi?
Dilek'in canı kim?
yanına kalp koyduğuna göre acaba erkek arkadaşı mı var?
oysa bugün benim için endişelenmesi, beni düşünmesi
hoşuma gitmişti, konuşması için onu bahçede yalnız bıraktım
ve odama çıktım, pencereden onu izledim, gülümsüyordu konuşurken,
gülüşü kalbimin hızlı çarpmasına neden olsada, başka bir adamla
konuşurken gülümsüyor olması sinirimi bozmaya yetiyordu
Devam Edecek...
-------------------------
4.BÖLÜM
Ertesi sabah...
Dilek'in ağzından...
Temiz havanın verdiği huzurla sabah erkenden herkes uyurken kalktım
güzel bir kahvaltı sofrası hazırladım
bir süre sonra Anneannem ve Behiye hanım kalktı
gözlerim Emre'yi aradı belli ki hala uyanmamıştı
-Ayşe: Günaydın güzel torunum, erkencisin
-Dilek: Günaydın sultanım
-Behiye: Güzel kızım neden zahmet ettin, ben hazırlardım
-Dilek: Estağfurullah Behiye hanım ne zahmeti, ayrıca ben buradayken
yakışı kalmaz
-Behiye: Neden bu kadar erken kalktın? yoksa rahat edemedin mi?
-Dilek: Hayır hayır gayet rahat uyudum merak etmeyin,
temiz hava iyi geldi
-Ayşe: Şehrin kalabalığı gürültüsünden insan temiz havaları özler oldu
-Dilek: Şey, Emre bey uyanmadı sanırım
-Behiye: Emre mi, o çoktan uyanmış ormanda koşu yapıyordur,
biz başlayalım, o yetişir sofraya
-Dilek: Tamam, siz geçin sofraya bende çayları getiriyorum
Behiye ve Ayşe sofraya geçerken fısır fısır konuşurlarken
Emre'de gelir
-Dilek: Günaydın Emre bey, kahvaltı hazır buyrun
-Behiye: Bak söylediğim gibi Koşuya gitmiş, Günaydın paşam,
hadi üstünü değiştirip hemen gel kahvaltıya
-Emre: Günaydın babaanne, size de günaydın Ayşe teyze,
yok ben kahvaltı yapmayacağım, bir kaç telefon görüşmem var,
siz devam edin
-Behiye: Emre, birkaç lokma bir şey ye bari, ayıp evladım,
Dilek o kadar hazırlamış
-Emre: Zahmet etmişsiniz Dilek hanım, babaannecim size afiyet olsun,
dediğim gibi bir kaç önemli telefon görüşmem var
Emre odasına çıkar, duşunu alır ve odasında otururken
Kankası Cihan arar bir gelişme olup olmadığını sorar
bir süre konuştuktan sonra Babası Haldun beyden arama gelir...
Dilek belli etmemeye çalışsa da Emre bey'in
ona neden böyle davrandığını düşünüyordur,
Behiye hanım Dilek ile Emre yalnız konuşsun diye
bir tabak hazırlar ve Dilek'ten ricada bulunur
Emre'nin odasına kahvaltı tabağını götürmesini ister
ve istemeden de olsa Emre ile babasının telefon konuşmasına
şahit olur
-Emre: Biliyorum baba, sana halledeceğim dedim
-Haldun: Ne zaman halledeceksin Emre, itibarımız iki paralık olunca mı?
-Emre: Merak etme baba, bunun sorumlularının cezasız bırakmayacağım,
itibarın iki paralık olmayacak, sadece biraz daha zaman lazım
-Haldun: Zaman kalmadı, beni hayal kırıklığına uğratmaya devam etme
güvenimi kırma sakın, bu arada annenin telefonlarını da aç,
bak zor tutuyorum burada onu, her an yanına gelebilir haberin olsun
-Emre: Tamam baba, Anneme söyle bana kör randevu ayarlamayı bıraksın,
öyle açıcam telefonlarını, kör randevulara vaktim yok
-Haldun: Aman aman sakın beni annenle papaz etme, kendin hallet,
babaannenin sağlığı iyi mi?
-Emre: Sağlığı iyi gibi, sapancadayız, arkadaşı ile vakit geçiriyor
keyfi yerinde
-Haldun: iyi bakalım, sakın üzme babaanneni, selam söyle
Emre telefonu kapatır kapatmaz Dilek kapıyı tıklatır
ve Emre kapıyı açar
-Emre: Kahvaltı yapmayacağımı söylemiştim size, geri götürün lütfen
-Dilek: Behiye hanım gönderdi, mutlaka yemenizi söyledi
-Emre: Geri götürün
-Dilek: Emre bey, sizi kızdıracak bir şey mi yaptım?
neden bana böyle davranıyorsunuz?
-Emre: Nasıl davranıyorum?
-Dilek: Akşamdan farklı, eğer benim burada olmamdan rahatsızsanız
zaten birazdan gideceğim, ama sizi kızdıracak bir şey yaptıysam da
yüzüme karşı söylemenizi tercih ederim
Dilek'in telefonu çalar, meşgule verir
-Emre: Telefona cevap verseydiniz keşke, erkek arkadaşınız
merak etmiştir belki
-Dilek: Ne!
-Emre: Lütfen çıkar mısınız odamdan, telefon görüşmesi yapmam lazım
Emre'nin ağzından...
Gece pek uyku tutmayınca hava biraz aydınlanır aydınlanmaz
ormana koşuya çıktım, geldiğimde Dilek tüm güzelliği ile
ve gülümsemesiyle karşımda duruyordu, kalbim yine
hızla atmaya başlamıştı işte, bu kızı her gördüğümde
kalbim patlayacak gibi atmaya devam ediyordu,
güzel bir kahvaltı sofrası hazırlamıştı,
ama aklıma birden akşamki telefondaki canımmm yazısı ve yanındaki
kalp gelince ister istemez soğuk davranmaya başladım,
odama çıkıp duşumu alıp önce Cihan ile konuştum,
şefin elinde, restorandan gitmeden önce kurduğu tuzak ile
restoranın itibarına zarar verecek bir delil olduğunu
öğrendiğini söyledi, o delil niteliğinde belgenin mutlaka
orjinalini ondan alıp gerçeği açığa çıkarmam gerekiyor,
babamla konuştuktan sonra Dilek odama geldi o kızgınlıkla
onu odadan kovdum, sonradan pişman olsam da
erkek arkadaşı olduğu düşüncesi kalbimin sıkışmasına yetti bile
Dilek kahvaltı sofrasına döner, tepsiyi gören Behiye Emre'ye
bunun hesabını sonra sormaya karar verir, Dilek kahvaltı sofrasını
kaldırır, mutfağı tertemiz eder, odasına gider eşyalarını toplar
ve anneannesini ikna edip, bir taksi çağırıp evlerine döner,
Emre salona gelir, Behiye hanım oturuyordur
-Emre: Babaanne ne yapıyorsun tek başına burada, Ayşe teyze nerede?
-Behiye: Gittiler, Dilek'e ne dediysen artık, kız çok üzgündü,
-Emre: Bir şey demedim babaanne, belki başka bir şey olmuştur
-Behiye: sen şöyle otur bakim yanıma, bana doğruyu söyle
sen bu kıza karşı bir şeyler hissediyor musun?
-Emre: Babaanne artık eve dönelim mi? benim restorana geçmem lazım
-Behiye: Kaçıyorsun sorudan yani, peki, sen eşyaları arabaya koy
paltomu alıp geliyorum
Akşam...
Dilek telefonla arkadaşı Elif ile konuşurken
yürüyordur
-Elif: Kararın kesin mi tatlım
-Dilek: Evet canım, Kaya restoranda geçici çalışıyordum zaten
artık kendi pastahanem ile ilgilenmeliyim
-Elif: Bana doğruyu söyle, Emre'ye karşı bir şey hissetmedin mi hiç?
-Dilek: Bilmiyorum, onu görünce aptallaşıyorum,
onu görünce heyecanlanıyorum, elim ayağıma dolanıyor,
bir iyi davranıyor bir kötü, sana da anlattım dün akşamı,
aramızda mesafe kalktı diye düşünürken, sabah o mesafeyi yine koydu
-Elif: Geçmiş olsun tatlım, sen çoktan aşık olmuşsun,
onun sana hisleri var mı onu öğrenmek lazım
-Dilek: Neyse kapatalım bu konuyu, gel artık seni çok özledim kızım ya
-Elif: Yakında geleceğim, bende seni özledim,
ee şimdi ne yapıyorsun dışarıda mısın?
-Dilek: Kaya Restorana gidiyorum, Emre bey bu saatte restoranda
değildir, o yokken kalan eşyalarımı alacağım
-Elif: Tamam eve dönerken dikkatli ol, görüşürüz
Kaya Restoran...
Dilek restorana geldiğinde temizlik görevlisi Yasemin hanımı görür,
Emre'nin hala çalıştığını odasında olduğunu ve kendisinin de
temizliği bitirip çıkmak üzere olduğunu söyler ve gider,
Dilek Emre'nin odasının önünden geçerken aralık olan kapıdan
Emre'nin koltukta adeta acı çektiğini yere düşüp kıvrandığını görür
dayanamaz ve içeri girer
-Dilek: Emre bey, Emre bey iyi misiniz?
-Emre: Dilek hanım, sizin ne işiniz var burada? aaahhhh
ben iyiyim
-Dilek: Hiç iyi görünmüyorsunuz, hastaneye gitmeniz lazım
-Emre: İyiyim ben siz gidebilirsiniz
-Dilek: Behiye hanımı arayayım, yada arkadaşınız Cihan bey'i,
ambulans mı çağırsam, Emre bey hiç iyi görünmüyorsunuz,
bir hastalığınız mı var? başınız mı mideniz mi?
-Emre: Kahrolası migren, çekmecemde ilacım var içince gecer
Dilek hemen çekmecedeki migren ilacı ve bir bardak suyu alır
Emre'nin içmesine yardımcı olur, odanın ışığını kapatır
ve zorla Emre'yi koltuğa uzandırır, gözlerini kapattırır
-Emre: Ne yapıyorsun?
-Dilek: Gözlerinizi açmayın ve hiç bir şey düşünmeyin,
izninizle başınıza masaj yapacağım, daha iyi gelecek
-Emre: Geç oluyor, eve gitmeniz gerek, evdekiler merak eder
-Dilek: Ben size gözlerinizi açmayın ve bir şey düşünmeyin
demedim mi? biraz söz dinleyin
Emre pes eder ve kafa masajı ona çok iyi gelir ve uyukuya dalar,
Dilek Emre'nin uyuduğunu görünce üzerini örterken yere çömelir
ve Emre'nin saçına dokunur, onu izler
bir süre sonra mutfağa geçer Anneannesine durumu anlatır
ve annesini idare etmesini söyler, sonra
Emre'ye sebze çorbası ve yiyecek
bir şeyler hazırlar, odaya getirir
Emre uyanır
-Dilek: Daha iyi misiniz? şunları da yerseniz
midenize dokunmaz ilaç
-Emre: iyiyim de neden gitmediniz saat epey geç olmuş?
-Dilek: Sizi o halde bırakıp nasıl gidecektim
-Emre: Neden buradasınız?
-Dilek: Kalan eşyalarımı almak için
-Emre: Onu sormuyorum, neden benim yanımdasınız?
erkek arkadaşınız yanlış anlayabilir
-Dilek: Anlaşılan iyisiniz, benimde daha fazla burada kalmama
gerek yok
Emre Dilek'in bileğinden tutar
-Emre: Bekleyin, sizi ben bırakırım
-Dilek: Gerek yok, sizde eve gidip dinlenin biraz daha,
bir kaç bir şey yemeyi de unutmayın
-Emre: Lütfen, sizi ben evinize bırakayım, içim öyle daha rahat eder
Dilek pes eder ve tamam anlamında başını sallar,
yol boyunca sessizliklerini korumaya çalışan Emre ve Dilek'in
sessizliğini Elif'in araması bozar
-Dilek: Efendim canım
-Elif: Eve döndün mü tatlım, aklım sende kaldı
-Dilek: Merak etme, endişelenecek bir şey yok, şimdi dönüyorum
eve gittiğimde konuşuruz
-Elif: Tamam ara mutlaka
Dilek telefonla konuşurken Emre'de sinirden direksiyonu sıkar,
Dilek'i evine bırakır, Dilek teşekkür eder
ve Emre de eve gider, yatağına yatar ve olanları düşünür
Ertesi gün...
Emre telefon sesi ile uyanır, arayan Cihan'dır
-Emre: Daha kargalar kahvaltısını yemedi, ne oldu Cihan
-Cihan: Hala uyuyor musun? bırak kargayı kahvaltısını falan
önemli bir bilgi var
-Emre: Dinliyorum
-Cihan: Takım elbiseni hazırla çünkü
2 gün sonra bir davet var, ve şu hain şef de orada olacakmış,
belgelerin nerede olduğunu öğrenebiliriz belki
-Emre: Davetiye?
-Cihan: Merak etme o işi de hallettim ünlü seçilmiş şefler ve bir kaç
restoran ceosu olacak
-Emre: Yer ve zaman?
-Cihan: Bir iki saate kahve için restorana uğrayacağım,
getireceğim
-Emre: Tamam kardeşim, birazdan bende geçeceğim restorana,
görüşürüz
Dilek akşam geç saatlere kadar dışarıya kalınca,
Anneannesine haber vermek ve durumu açıklamak zorunda kalınca,
Ayşe anneanne de Dilek'in annesi Şeyma'yı idare etmiştir,
sorun da çıkmamıştır, Sabah olunca kahvaltıdan sonra
Şeyma işe gider gitmez, Ayşe anneanne de Dilek'i alır
yola koyulur
-Dilek: Anneanne gel bak pastaneye gidelim,
zaten işim var, ne işimiz var Kaya Restoranda?
-Ayşe: Dün senin ne işin vardı Kaya restoranda?
-Dilek: Kalan eşyalarımı almaya uğramıştım,
yardıma ihtiyacı olan birine yardım ettim, biliyorsun
-Ayşe: Emre seni eve bıraktığında neden selam vermek için
uğramadı bize?
-Dilek: Anneanne, geç olmuştu, muhtemelen uygun olmayacağını
düşünmüştür, Emre bey öyle biri değil- değildir yani
-Ayşe: Hmm, peki, ben Emre'nin sağlık durumunu merak ettiğim için
gidiyorum şuan, sen merak etmiyor musun yoksa?
-Dilek: Eminim iyidir
-Ayşe: Dilek, daha yolun çok başındasın torunum,
gece boyunca odanın ışığı yanıyordu, Emre iyi mi?
diye düşünmeden uyuyamadın dimi?
Yoksa sen-
-Dilek: Hayır, öyle bir şey yok, gece uyuyamadım doğru
ama pastanemi düşmekten
-Ayşe: hı hı eminim, neyse geldik
Emre'den önce Cihan gelmiş ve restoranda Emre'nin odasında
oturup kahve içiyordur, Dilek kapıyı çalar içeri girer
-Dilek: Emre bey yok sanırım
-Cihan: Yolda gelmek üzeredir de siz?
-Dilek: Ben Dilek, Dilek Sarı
-Cihan: Yanınızdaki güzel hanım da ablanız olmalı ;)
-Ayşe: :D Bak şimdi, ağzın iyi laf yapıyor delikanlı,
ben Dilek'in anneannesi Ayşe, Emre'de torunum sayılır,
ahretliğimin torunu
-Cihan: Behiye sultan'ın mı? çok memnun oldum
bende Cihan Özçelik, Avukatım aynı zamanda,
Emre'nin de en yakın arkadaşlarından biriyim,
buyrun şöyle oturun lütfen, ne içersiniz hemen söyleyeyim
-Ayşe: Ihlamur var mıydı burada Dilek?
-Dilek: Mutfağa gidip bakmam lazım,
Bir süreliğine burada tatlı menüsünden sorumlu şef olarak
bulundum, Ben bir bakıp geleyim, siz bir şey ister misiniz
Cihan bey?
-Cihan: yok teşekkürler, tabi ya şimdi hatırladım,
sen o Dilek'sin, burada Emre'ye yardımcı olmak için çalışan,
sözleşmeleri ben hazırlıyorum bu arada şöyle kartımı vereyim,
ihtiyacınız olursa her zaman arayabilirsiniz,
ama henüz sizin sözleşme ile ilgili
iptal fes gibi bir bilgi vermedi bana
-Ayşe: Belki bir şeyler değişmiştir Kim bilir
-Dilek: Anneanne, lütfen
O sırada Emre Cihanı arar...
-Cihan: Nerede kaldın Emre, öğlenden sonra duruşmam var
-Emre: Bu istanbul trafiği benim ayarlarımla oynuyor,
trafikte kaldım, az kaldı geliyorum, sen sıkıldıysan
bilgisayarımda oyunlar var aç oyna, şifreyi biliyorsun
-Cihan: Buna gerek yok, şuanda iki güzel hanım ile oturup
sohbet ediyorum
-Emre: İki güzel hanım?
Cihan, umarım müşterilerime yada çalışanlarıma asılmıyorsundur
-Cihan: Ben öyle birimiyim kardeşim, gelince görürsün,
ayrıca çok teessüf ederim
Cihan telefonu kapatır, Dilek mutfağa gider anneannesine
ıhlamur yapar, Cihan'a da tatlı getirir
-Dilek: Umarım tatlı seviyorsunuzdur
-Cihan: Tatlı görünce gözlerimdeki fışkıran kalpleri
görüyor musunuz?
-Dilek: Bu benim geliştirdiğim, menüde olan bir tatlı
henüz favori listesinde değil, artık olacağınıda sanmıyorum
ama umarım beğenirsiniz
-Ayşe: Senin elin lezzetli güzel torunum
-Cihan: Dilek hanım, buna bayıldım, hafif ama damakta
muhteşem bir tat bırakıyor, daha fazla yeme isteği veriyor,
Keşke Emre de tadabilseydi bu güzel lezzeti
-Dilek: Nasip
-Ayşe: İnşAllah birgün o da olur
-Cihan: Sanmıyorum ama umarım
1 saat sonra, Emre restorana ulaşır ve odanın kapısının önüne geldiğinde
gülüşmeleri duyar, içeri girer şaşırır
-Emre: Ayşe teyze? Dilek hanım? kötü bir şey yok dimi?
-Ayşe: Yok evladım merak etme, biz seni merak ettik
-Cihan: Özelse daha sonra geleyim
-Ayşe: Yok delikanlı, madem Emre oğlumun arkadaşısın
kal sorun olmaz, zaten çok kalmayacağız bizde
-Emre: Ben iyiyim, bir şeyim yok
-Ayşe: Dün çok kötü olmuşsun, bir doktora gittin mi?
Emre neden söyledin der gibi bakışlarını Dilek'e çevirir
-Dilek: Annemin gazabından kendimi korumalıydım,
benimde canım söz konusuydu,anneanneme anlatmak zorunda kaldım,
üzgünüm Emre bey
Dilek'in bu açıklamasına Cihan bir kahkaha atar,
Emre Cihan'a şaşkın bir bakış atar
-Cihan: Çok pardon, kendimi tutamadım
-Emre: Ayşe teyze, babaanneme söylemezsen,
endişelenirse hastalanır yine
-Ayşe: Merak etme oğlum, Behiye'ye söylemeyeceğim ama
sende bir doktora görün
-Cihan: Yine mi migren atakları geçiriyorsun
-Emre: Ara sıra oluyor önemli değil, zaten ilaçlarım var
tedavi görüyorum, gerek yok
-Dilek: Gerek yok mu? Önemli değil mi?
Önemli değil öyle mi?
Emre bey bunu söylemeye hakkınız yok,
siz dün ne kadar kötü bir haldeydiniz haberiniz var mı?
migreni küçümsemeyin sakın
-Ayşe: Dilek, ne oldu sana birden bire, sakin ol
-Dilek: Anneanne ben kapıdayım, konuşman bitince gelirsin
biraz hava almam lazım, kusura bakmayın Cihan bey
-Emre: Ben ne dedim şimdi ya
-Ayşe: Aslında Dilek Liseden beri hastalık ve
özellikle migren konusuda çok hassas, sen onun kusuruna bakma
Emre oğlum, sevdikleri söz konusu olunca acı çekmelerini görmeye
dayanamıyor
-Cihan: Valla Dilek haklı kardeşim, migreni küçümsüyorsun,
ayrıca sen neden dün beni aramadın?
-Emre: Vaktim mi oldu?
-Cihan: Bir daha olsun o vaktin, neyse şu davetiye,
detayları artık telefonda anlatırım, duruşmaya geç kalıcam yoksa,
ayrıca şu tatlıyı favori listelerinde olmayı hak ediyor,
Sizinle tanıştığıma çok memnun oldum, umarım bir daha görüşürüz
-Ayşe: Bende memnun oldum delikanlı, duruşmada Allah yardımcın olsun,
kolay geçsin inşAllah
-Cihan: Teşekkür ederim, oh duamı da aldım, karşı taraf düşünsün şimdi
-Emre: Tamam görüşürüz, boş şans
Emre'nin ağzından...
Ağzımı açıp iki kelam ettim, resmen azar yedim,
Dilek neden birden öyle parladı, tamam bana yardım etmiş olabilir
ama neden benim için endişeleniyormuş hissi veriyor,
bana karşı bir şey mi hissediyor diye düşünmeden edemiyordum,
Ayşe teyze ile biraz daha sohbet ettikten sonra onu uğurladım,
gerçek gündemime hızlı bir geçiş yaptım ve çalışmaya koyuldum
Ertesi gün davet...
Dilek'in ağzından...
Beni yetiştiren şeflerimden birinin özel davetiyle
davet mekanına gittim, ve Kaya restoran ile uğraşan
şef ve aynı zamanda onun çalıştığı şirketin ceosu ile
tanıştım, şefimin beni onlara övmesiyle inci restoran ceosu
Kaan Ardıç onlarla çalışmam için iş teklifinde bulundu
işte o an aklıma Emre'ye yardım edebilme şansım olabilir
diye geldi, ve olumsuz bir cevap vermedim,
o restorana ve şefin yanına sızabilirsem, bir şekilde
Kaya restoranı krizden kurtarabilirim
Şefim yanımızdan ayrılınca Kaan bey ile biraz sohbet ediyorduk ki
Kaan bey birini görüp yanımda seslenene kadar
-Kaan: Ooo Emre Kaya sizi görmeyi burada beklemiyordum
-Emre: Seninle kavga etmeye gelmedim Kaan, bulaşma bana
-Kaan: Ne oldu? yoksa eski şefine bakmaya mı geldin?
hani elinden kaçırdığın, pardon benim aldığım
-Emre: Kaya restoran çöpleri atıyor, İnci restoran alıyor
-Kaan: Restoranın zarara uğramış, yakında kapatırsın o şubeyi,
inci restoran ise yetenekleri toplayarak büyümeye devam ediyor,
hatta bugün bir yetenek daha kazandık, tanıştırayım Dilek Sarı,
Yeni tatlı şefimiz
-Emre: Ne! Dilek Sen!
-Dilek: Merhaba Emre bey
-Kaan: bir dakika siz tanışıyor musunuz?
-Dilek: Kısa bir süre Kaya restoranda çalışmıştım,
ama yeteneklerimin köreldiğini hissettiğim an işi bıraktım,
istifa ettim Kaan bey
-Kaan: Yani durum 2-0 mı Emre, hahahaa çok iyi ya,
bir şefini daha inci restorana kaptırdın
-Emre: Neden Dilek hanım? bunu neden yaptınız?
Gerçek nedenini şimdi sana anlatamam lütfen beni affet Emre,
bu oyunu senin için oynamak zorundayım, şüphe çekecek bir şey
yamamalıyım
-Dilek: Dediğim gibi yeteneklerimi körertiyordunuz,
çalışanlarınızın şefine saygısı yoktu ve en önemliside
maaşı az veriyordunuz, sıkıldım sizden, daha büyük,
şef yeteneklerimi gören, maaşı dolgun bir restoranda çalışmayı seçtim
-Kaan: Ahh çok keyiflendim, gidip içeçek bir şeyler alayım,
sana da buz gibi bir soğuk su getireyim mi Emre
Kaan yanlarından ayrılır ayrılmaz, Emre Dilek'in bileğinden tutar
ve onu kimsenin olmadığı bir kenara çeker, duvara yapıştırır,
Emre'nin gözlerinden öfke ve ateş çıkıyordur adeta
-Dilek: Emre bey ne yapıyorsunuz?
-Emre: Asıl sen ne yapıyorsun? ihanet ha, dolgun maaş mı istiyordun?
bunu ne zaman planladın?
-Dilek: Söyleyeceğimi söyledim, bırakın beni
-Emre: Dün öyle davranmıyordun? yada daha önce?
ne oldu? bugün ne değişti? Dilek konuş
-Dilek: Dilek hanım, Emre bey, mesafemizi koruyalım
-Emre: Mesafe falan umrumda değil, az önce o söylediklerine
inanmamı mı bekliyorsun?
-Dilek: Gerçekleri söyledim, inanıp inanmamak size kalmış,
ayrıca sizede acıdığım için yardım ettim, bir anlam yüklemeyin,
Kaya restoran da sizde umurumda değilsiniz
Emre son sözlerden sonra Dilek'in bileğini bırakır ve bir kaç adım
geri gider
-Emre: Bir daha gözüme gözükme, seni görmek dahi istemiyorum,
senden nefret ediyorum, defol şimdi
Dilek lavobaya gider, kendisini toparlar ve Salona döner,
Döndüğünde Emre çoktan gitmiştir bile
Devam Edecek...
5. Bölüm...
1 Ay sonra...
Emre'nin ağzından...
1 ay geçmişti o davetin üzerinden ve en davette görmüştüm Dilek'i,
karşı tarafa geçtiği için ona çok kızgındım,
o günden sonra ne o benimle, ne ben onunla iletişim dahi kurmadık,
Ayşe teyze ve babaannem bizi bir araya getirmeye çalışsada,
hep bir bahane bulup kaçtım, keyfi yerindedir,
istediği kadar çok para kazanıyordur, övgü alıp baş şef bile
olmuştur, sevgilisi ile gezip tozuyordur, bu neden benim
hala canımı sıkıyor bilmiyorum, bu düşüncelerden beni
bir süre uzaktaştıran Cihan'ın sesi oldu
-Cihan: Hadi mahkemeye geç kalıyoruz, bugün bu işi bitirelim
-Emre: O isimsiz gönderilen kanıtları, belgeleri gönderen kişiyi
bulabildin mi?
-Cihan: Henüz değil, ama merak etme doğruluğunu teyit ettim
hepsinin, bugün bu iş bitecek, o şef bundan kurtulamayacak
2 Saat önce...
Cihan Dilek'e mesaj atar ve onu bir kafeye çağırır
Dilek Cihan ile buluşur
-Dilek: Cihan bey, neden çağırdınız beni?
yoksa Emre bey'e bir şey mi oldu?
-Cihan: Emre iyi
-Dilek: Behiye hanıma mı bir şey oldu yoksa?
-Cihan: Behiye hanım da iyi
-Dilek: Beni neden çağırdınız peki?
-Cihan: Bunlar için
-Dilek: Bunlar ne?
-Cihan: Bugün şu davanın mahkemesi var, ve biri 1 ay boyunca
isimsiz olarak bana bu belgeleri gönderiyordu
-Dilek: Nereye varmaya çalışıyorsunuz?
-Cihan: Bu belgeleri doğrulatırken nedense o isimsiz göndericinin izi
tandık birine çıktı, Dilek hanım, lafı uzatmayacağım
mahkemeye geç kalmak istemem, neden doğrudan gelip bana vermediniz
-Dilek: Bu belgelerin benimle ne alakası var?
-Cihan: Soruyu değiştireyim, Neden böyle bir şey yaptınız?
Emre için dimi? Bir plan yaptınız ama Emre ile bana anlatmadınız
-Dilek: Anlatırsam işler daha da kötüye gider diye düşündüm,
Emre bey o davete beni yetiştiren şeflerimden birinin daveti ile
gittim, Emre bey'in geleceğinden haberim yoktu, sonra Kaya restorana
zarara uğratan, Emre bey'in hastalığını tetiklettiren şefi görünce,
bir plan yaptım, o şefin çalıştığı inci restorana sızıp size davada
yardım edebileceğimi düşündüm, en azından deneyecektim,
şanslıydım ki inci restoranın ceosu o gün Emre bey'e hırsı yüzünden
bana iş teklifi etti
-Cihan: Ama hesaba katmadığın şey ise Emre'nin bunu yanlış anlayıp
öfkenip seni hain sanması
-Dilek: Evet, Kaan bey'in önünde gerçekleri ona anlatamazdım,
onun hain olduğuma, Kaan beyin ise ona karşı kazandığını
düşünmesi gerekiyordu ki işim kolaylaşsın,
aslında sonrasında anlatmayı istedim ama çok geçti, çünkü
Emre bey benden nefret ediyordu artık, ve yüzümü dahi görmek istemiyordu,
bende bulduğum delil ve belgeleri isimsiz olarak direk size gönderdim,
o şefin güvenini 2. haftada kazanmıştım çünkü, ve odasındaki
minik kasada saklıyordu hepsini,
bugün iyi sonuçlanır mı sizce?
-Cihan: Öyle umuyorum ama bunları Emre'ninde bilmesi gerekiyor
-Dilek: Cihan bey, sakın, lütfen ona anlatmayın, söylemeyin,
bırakın benden nefret etmeye devam etsin
-Cihan: Ama bilmeye hakkı var, bunu saklayamam ondan
-Dilek: Cihan bey lütfen, sizden rica ediyorum,
zaten bugün istifamı verdim ve kendi pastanem ile ilgileneceğim,
kendi yoluma bakacağım, sanırım sizde adliyeye geç kalıyorsunuz,
umarım sizin adınıza iyi sonuç olur, hoşçakalın
-Emre: Ne oldu dalıp gittin?
-Cihan: Yok bir şey, hadi haklayalım şu herifi
Mahkeme Kaya Restoran ve Emre açısından iyi sonuçlanır
ve sorumlu şef cezaya çarptırılırken
inci restoranın itibarı zedelenir
-Emre: Akşam yemekler benden, restoranı sen seç dostum
-Cihan: Gerek yok akşam çalışmam lazım
-Emre: Senin neyin var Cihan? mahkemeye gelirkende bir tuhaftın,
davayı kazandığına üzüldün sanıcam artık
-Cihan: Yok be oğlum, kafamı kurcalıyan başka şeyler var,
davayı kazanamayacağımızdan şüphen mi vardı yoksa?
-Emre: Hayır, sana güvenim tamdı, o yüzden hiç itiraz istemiyorum,
bu akşam akşam yemeğini yedikten sonra tenis maçı yapacağız
-Cihan: Yenileceksin yine, ağlama sonra
-Emre: Diyene bak hah, neyse ben şimdi restorana geçiyorum
akşam görüşürüz
Dilek'in ağzından...
Davayı kazandıklarını öğrenince Emre'yi aramak istedim
ama yapamadım, elime telefonu aldığım gibi bıraktım,
sonrasında Kaan beyin aramasıyla telefonu açtım
verdiği adrese gelmemi ve iş hakkında konuşmak istediğini söyledi,
gitmek istemesemde, son bir kez konuşmak için gittim
-Dilek: Kaan bey, sadede gelirseniz
-Kaan: Önce yemek, seç menüden
-Dilek: Sağolun yemeyeceğim, beni neden çağırdınız?
-Kaan: İş için
-Dilek: Kaan bey istifamı verdim
-Kaan: Ama ben kabul etmedim henüz, onaylamadım
-Dilek: Davayı kaybettiğiniz için bunu yapıyorsanız...
-Kaan: Sendin dimi o köstebek, bunu yapmanı Emre mi istedi?
-Dilek: Asla, Emre bey benden asla böyle bir şey yapmamı istemez,
sadece benden değil kimseden istemez
-Kaan: Hemen onu korumaya geçtin bakıyorum, yoksa ona aşık mısın?
o da seni seviyor mu?
-Dilek: Sizin derdiniz ne?
-Kaan: Beni zarara uğrattın, davayı kaybetmekle kalmayıp
restoranın itibarını zedeledin, bunu nasıl telafi edeceksin?
yada Emre ve Kaya restoranın bitişini gözlerinle görmek ister misin?
-Dilek: Bakın, kendiniz ettiniz kendiniz buldunuz, restoranınızın
itibarını siz zedelediniz, suçu başkasına yıkmayın,
ayrıca Emre bey'e yada Kaya restorana ne yaparsanız yapın
beni ilgilendirmiyor, Emre bey'e gelince, kendisi bırakın beni
sevmeyi, benden nefret ediyor zaten, yani başka bir şey yoksa
müsaadenizle
-Kaan: Kaya restoran ve Emre ile uğraşmayı bırakıp,
bu yaptığını bir şartla affederim
-Dilek: Anlamadım?
-Kaan: Bu geceyi benimle geçirirsen-
Kaan bey sözünü tamamlamasına izin vermeden elime su bardağını
aldığım gibi yüzüne fırlattım
-Dilek: Sakın... sakın bir daha karşıma çıkmayın
-Kaan: Bunun bedeli ağır olacak Dilek
Emre'nin ağzından...
Cihan ile seçtiği restorana girdiğimizde Dilek'i gördüm
Kaan ile konuşuyorlardı, 1 aydır onu görmemiştim,
onu özlemişmiydim, neden gözlerimi hala ondan alamıyordum ki,
yaptığı ihanet aklıma gelince yine sinirlenmiştim işte
-Emre: Bunların ne işi var burada ya?
başka bir restorana gidelim, hainlerle aynı ortamda yemek yemek
istemiyorum
-Cihan: Saçmalama Emre, yemek yemeye gelmişlerdir
konuşuyorlardır, bize ne, geç şu masaya hadi, açım ben
-Emre: Cidden gidelim, keyfim kaçtı
-Cihan: Otur şuraya, arkan dönük, masalar uzak, çabuk yiyip kalkalım
hadi
-Emre: İyi sen seç, aynısından bende alırım
Yemekler geldi gelmesine ama boğazımdan zor geçiyordu,
ne olduğunu anlamadan Dilek yan masamızın yanından bir hışımla
geçip gitti, gözü bir şey görmüyor gibiydi, arkamı dönüp
baktığımda ise Kaan hesabı istiyordu ve yüzü üstü su içindeydi,
umursamadan yemeğime devam ettim, ama aklımdan bir türlü çıkmıyordu ki
huzurla yemeğimi yiyeyim, tadımı iyice kaçıracak yabani ot da
yanıma geldi
-Kaan: Emre, Davayı kazandığın için mutlusundur tabi,
ama o köstebeğine söyle bundan sonra diken üstünde yaşasın
-Emre: Ne diyorsun lan sen? bas git, köstebek falan yok
-Cihan: Emre bırak, nereye sataşacağını bilmiyor o,
sende bas git polis çağırmadan
-Kaan: Yine görüşeceğiz
-Emre: O köstebek derken kimden bahsediyordu?
yoksa Dilek mi? tabii ya, onun huyu bu, orayıda mı
karıştırmış, şaşırmadım
-Cihan: Kıza haksızlık ediyorsun bence
-Emre: Yaptıklarını bilmiyormuş gibi konuşma Cihan
-Cihan: Bazı şeyler hiçte göründüğü gibi olmayabilir
-Emre: Ne demek istiyorsun?
-Cihan: Bana bu dava konusunda delilleri isimsiz bir şekilde yollayan
kişiyi buldum
-Emre: Kimmiş?
-Cihan: Sana söylememem konusunda benden ricada bulundu ama
bunu daha fazla senden saklayamam, o süre zarfında bana gelen
delilleri Dilek yollamış
-Emre: Ne! nasıl? neden? ne zaman öğrendin sen bunu?
-Cihan: Bugün, duruşmadan önce bana gelen delillerin izini
sürmeyi bitirdim ve sonuç beni Dilek'e çıkarttı,
gittim konuştum önce inkar etti ama sonra kabul etti,
sanada söylemememi istedi
-Emre: Neden böyle bir şey yapmış?
-Cihan: Kendisine sorsan daha iyi olur bence,
ama şunu bil, sana her şeyi anlatacakken
ona senden nefret ediyorum, gözüm seni görmesin gibi şeyler
söylediğin için davanın selameti için bir şey söyleyememiş,
bu kız seni önemsiyor, aranızda belli ki bir yanlış anlaşılma var
bunu çözmeniz lazım
-Emre: Çözsek ne olacak ki, mesafeyi koyan kendisi,
ve sevgilisi de var zaten
-Cihan: Sen Dilek'e karşı boş değilsin dimi?
ayrıca gözünle gördün mü? yada ona sordun mu sevgilisi var mı diye?
nasıl bu kadar eminsin?
-Emre: sormadım ama ima ettim ve inkar etmedi, sürekli telefonunda
canım diye biriyle konuşuyor, yanında kalp var, ne anlasaydım bundan
-Cihan: :D Emre ergen misin oğlum sen ya, gidip konuş şu kızla,
tenis maçını da başka zaman yaparız, sen şimdi eve git
güzelce bir düşün taşın, ne yapacağına karar ver,
benim başka bir dava dosyasını incelemem gerek
-Emre: Tamam görüşürüz
Devam Edecek...
6. BÖLÜM...
1 hafta sonra...
-Şeyma: Dilek yine kahvaltı yapmadan mı çıkıyorsun,
gel güzelce kahvaltını yap öyle git
-Dilek: Anne çok işim var, yarın Sarang'ın açılışı var
biliyorsun
-Şeyma: Görüşmelerim olmasa yardıma gelicem sana ama bak ne diyeceğim
teklifimi bir kere daha düşün
-Dilek: Olmaz anne, bana yardım için birilerini yollamana gerek yok,
ben hallederim, hem yanlız değilim, idil ve Kerem de var
takviye kuvvetim var
-Ayşe: Davetiyeleri yolladın mı herkese?
-Dilek: O işi çoktan hallettim sultanım, merak etme
Behiye hanıma da yolladım, gitmiştir,
ben kaçtım
-Şeyma: Dikkatli git, bir şey lazım olursa ara
-Dilek: Tamam anne
Dilek'in ağzından...
Artık butik pastahanem Sarang'ı açıyordum, heyecanlıydım
ama içimde bir buruklukta vardı, bazen durup durup onu düşürken
buluyorum kendimi, Kaya restoran eski güçlü haline dönmüştü,
artık bende kendi yoluma bakmalıydım
Kerem ve idil'in yardımı ile tüm hazırlıkları tamamlayıp
eve giderken, evin yakınlarında Emre'yi gördüm
beni görünce hemen yaslandığı duvardan doğruldu
-Dilek: Sizin ne işiniz var burada?
-Emre: Biraz yürüyelim mi?
-Dilek: Geç oldu Emre bey, bence sizde evinize gidin
-Emre: Lütfen, şu ilerideki parka kadar
-Dilek: Peki, neden buradasınız?
-Emre: Bu sefer ben soru sormaya geldim, Neden bunu yaptınız?
-Dilek: Cihan bey dimi, rica etmiştim ondan size söylememesi için
-Emre: Söylemeyecekti ama söylemek zorunda kaldı diyelim,
konumuz bu değil, neden? sebebini sizden duymak istiyorum
-Dilek: Kaya restoran için, yardım etmek istedim sadece
-Emre: Başka bir sebebi yok yani, pekala bana neden anlatmadınız?
o gün davette
-Dilek: Hain olduğuma inanmanız gerekiyordu ki size yardım edebileyim,
zaten hala bu yüzden benden nefret ediyorsunuz
-Emre: Öyle bir şey yok, yani sizden gerçekten nefret etmiyorum,
o akşam söylediğim sözler bir anlık öfke ile söylediğim sözlerdi,
gerçek hislerim değildi, ikinci kere ihanete uğradığımı sanmıştım,
sizi kırdığım için özür dilerim
-Dilek: Hayır hayır özür dilemenize gerek yok, haklısınız sonuçta,
gerçekten benden nefret etmiyor musunuz?
-Emre: Hayır tabiki neden edeyim, ama kendinizi tehlikeye
atmamalıydınız ne olursa olsun, ben bir şekilde hallederdim
-Dilek: Emre bey kapatalım mı artık bu konuyu
-Emre: Tamam, iyimiyiz şuan peki? yani yanlış anlaşılma çözüldü artık
-Dilek: Benim size karşı bir kinim nefretim yoktu
-Emre: Aklıma takılan bir şey daha var
-Dilek: Nedir?
-Emre: Duruşma günü akşam restoranda ne oldu?
-Dilek: Siz o akşam o restoranda mıydınız?
-Emre: Cihan ile yemek yemeye gelmiştik, Kaan ile sizde oradaydınız,
öfkeden gözünüz öyle kararmıştı ki yanımızdan geçtiniz görmediniz bizi
-Dilek: Kusura bakmayın gerçekten görmemişim demek ki, yoksa selam verirdim
-Emre: Onun için sormuyorum, Kaan ne dedi de öyle öfkelendiniz?
-Dilek: Emre bey boşverin, Kaan bey ile benim aramda o mesele
evdekiler merak eder, gitmem lazım
-Emre: Pekala, sizin eve kadar beraber yürüyelim o zaman
Emre sokağa kadar Dilek ile sessizce yürür ve iyi geceler der,
Dilek birden onu durdurur
-Dilek: Emre bey, yarın müsait misiniz? bir işiniz var mı?
-Emre: Her zaman ki gibi restoranda olacağım, neden sordunuz?
-Dilek: Yarın pastanemin açılışı var, gelebilirseniz güzel olur,
aslında evinize davetiyeyi yollamıştım ama yinede söylemek istedim
-Emre: Sonunda açıyorsunuz demek, tamam, yarın görüşürüz o zaman,
yardıma ihtiyacınız olursa
-Dilek: Teşekkür ederim, Siz gelin yeter, yani Behiye hanım ile
-Emre: İyi geceler
-Dilek: Size de
Dilek'in ağzından...
İdil ve Kerem'in yardımı ile açılış için her şey hazırdı
ikramlıklar da dahil, misafirler yavaş yavaş gelmeye başlayınca
onları karşılamak için kapıda bekliyordum, Anneannem ve annemde
erkenden gelmiş son rütuşları yapmışlardı, Behiye hanım ve
Emre bey de sonunda gelmişlerdi, Emre bey lacivert bir takım elbise
giymişti, ah şu maviye olan zaafım, Emre bey yine tüm yakışıklılığı
ile karşımda duruyordu, bir süre gözlerimi ondan alamamıştım ki
Behiye hanımın sesi ile ona döndüm
-Behiye: Dilek, hayırlı olsun kızım, burası çok sirin çok güzel olmuş,
dimi Emre?
-Emre: E-evet çok güzel, yani mekan, güzel olmuş hayırlı olsun
-Dilek: Teşekkür ederim, şöyle buyrun, lütfen rahatınıza bakın
-Cihan: Ooo Dilek hanım, burası da tatlılarınız kadar güzel olmuş,
hayırlı olsun
-Dilek: Hoş geldiniz Cihan bey, teşekkür ederim, gelebilmenize sevindim,
buyrun lütfen
-Emre: Cihan! Senin ne işin var burada?
-Cihan: Sağol Emre bende iyiyim kardeşim, Dilek hanımın daveti ile
geldim, o enfes lezzetleri kaçıramazdım
-Emre: Hoş geldin o zaman
-Cihan: Buranın müdavimiyim artık
Emre'nin ağzından...
Açılışa geldiğimizde kapıda bizi Dilek karşıladı,
üstünde buz mavisi bir elbise vardı, ayağında ona uyumlu bir ayakkabı,
saçında ise mavi bir toka vardı, o kadar güzel görünüyordu ki,
büyülenmiş gibiydim gözlerimi ondan alamadım yine, yan yana geldiğimizde
uyumlu bir çift gibi görünüyorduk, pastane açılışından çok odaklandığım
tek şey Dilek'ti, oradan oraya koşturuyor, her misafiri ile
özel olarak ilgileniyordu ki kapıdan sarı saçlı topuklu ayakkabısı
oldukça yüksek, gözünde güneş gözlüğü olan, biri girdi
Dilek'in onu görünce gözlerinin içi parladığını gördüm
-Elif: Kim bensiz bir açılış yapıyor?
-Dilek: Canımmm, sen ne zaman geldin?
Canımmm mı? yoksa o telefonda kayıtlı canımm ve yanındaki kalp
bu kız olabilir miydi? Dilek'in sevgilisi gerçekten yok muydu?
her şeyi ben mi yanlış anlamıştım
-Elif: Tatlımmm, seni çok özledim, sürpriz yapmak istedim,
aslında daha erken gelecektim ama uçak rötar yaptı,
-Dilek: Neden geleceğini söylemedin? neyse iyiki geldin
-Elif: İdil ve Kerem'in haberi vardı ama sana sürpriz yapmak istedim
-Kerem: Valla Elif'in huyunu hepimiz biliyoruz, sana söyleseydik
canımıza okurdu
-İdil: Kızarsa neler yapar biliyoruz, hoş geldin Elif'cim
-Elif: Hoş buldum, Ayşe teyze ve Şeyma ablaya da bir selam vereyim
gelirim yardıma
-Ayşe: Benim güzel neşeli kızım hoş geldin
-Elif: Hoş buldum Ayşe teyzem, sizi de çok özlemişim ya
-Ayşe: Özersin tabi, oradan oraya dünyayı dolaşıp duruyorsun,
sizi tanıştırayım, Behiye benim ahretliğim, siz gençler ne diyordunuz,
kankam, Bu iki yakışıklı da Emre, Behiyeciğimin torunu, ve Cihan
-Behiye: Cihan da Emre'nin kankası
-Elif: Çok memnun oldum
-Şeyma: Elif de Dilek'in en yakın arkadaşlarından biri,
okuldan arkadaşlar
-Emre: Memnun oldum Elif hanım
-Cihan: Yurtdışında mı yaşıyorsunuz?
-Elif: Sayılır, uzun hikaye
-Şeyma: Annenle baban nasıl? uzun zamandır görüşemiyoruz onlarla da
-Elif: Sorma Şeyma abla ya, ikinci baharlarını yaşıyorlar resmen
Asya turu yapıyorlar şu sıra, yüzlerini ben bile göremez oldum
-Şeyma: Olsun, sen benimde kızım sayılırsın unutma, her zaman yanındayım
-Elif: Biliyorum, teşekkür ederim
herkes derin sohbet ederken Dilek'e bir çelenk geldi
birden yüzü düştü, bir sorun olduğu belliydi,
kimseye çaktırmadan babaannemlerin yanından ayrıldım
kapıya doğru yaklaştım, çelenk'in üzerinde inci restoran yazıyordu
-Dilek: Lütfen bunu geri götürün
-Çiçekçi Kuryesi: Abla üçreti odendi, buraya teslim etmem söylendi
geri götüremem
-Dilek: O zaman şu ilerdeki konteynıra atın lütfen, istemiyorum
-Kaan: A aaa Dilek hanım hiç nezaket kurallarına uyuyor mu bu
yaptığınız, sen gidebilirsin
-Çiçekçi Kuryesi: İyi günler
-Dilek: Kaan bey, sizin ne işiniz var burada?
-Emre: Bir sorun mu var Dilek hanım? Senin ne işin var burada?
-Kaan: Açılışa geldim
-Dilek: Sizi davet ettiğimi hatırlamıyorum
-Kaan: Eski patronlar arasında ayrımcılık mı yapıyorsunuz yoksa,
hiç yakıştıramadım
-Emre: Ne diyorsun lan sen? ağzını burnunu kırdırtma bana
-Dilek: Kaan bey lütfen gidin buradan, bir olay çıksın istemiyorum
-Kaan: Şimdi gidiyorum ama tekrar görüşeceğiz Dilek hanım,
hee bu arada teklifim hala geçerli
Kaan gittikten sonra Dilek'in yüzü bembeyaz oldu, kimseye görünmeden
arka bahçeye geçti, bende peşinden gittim, Kaan ne demek istedi de
Dilek bu hale geldi merak ediyordum
-Emre: Dilek hanım iyi misiniz?
-Dilek: iyiyim, sadece biraz hava almam lazım
-Emre: O it oğlu it ne demek istedi? ne teklifinden bahsediyordu?
-Dilek: Önemli değil, boş verin, davetliler bekliyor içeri geçelim
Dilek'in bileğinden tuttum ve kendime çevirdim
-Emre: Boş veremem anlamıyor musun? yüzün kireç gibi oldu,
ne teklifi etti sana o it
-Dilek: Bunu size söyleyemem, bırakın kolumu lütfen
-Emre: Dilek
-Dilek: Emre bey lütfen, bugünü mahvetmeyelim
Akşam olmuştur ve misafirler tek tek gitmeye başlamışlardır
Dilek herkesi güler yüzle uğurlar, Annesi ve anneannesi
yardım için kalmak istesede arkadaşları buna izin vermedi
ve onları eve yolladılar, babaannemi de şöför eve götürdü,
Cihan ile ben biraz daha kaldık
-Cihan: Her şey çok güzeldi, ellerinize sağlık Dilek hanım
artık müdavimiyim buranın, şimdiden söyleyeyim
-Dilek: Her zaman beklerim Cihan bey, Emre bey sizide tabiki,
geldiğiniz için teşekkür ederim
-Emre: Davetiniz için ben teşekkür ederim
-Cihan: Sizlerinde emeklerine sağlık, tanıştığıma memnun oldum
-Kerem: Bizde memnun olduk
-İdil: Bizde memnun olduk ve yine bekleriz
-Elif: Bu lezzetleri tadınca zaten gelmemeniz hata olur
-Cihan: Haklısınız, o yüzden barodaki arkadaşlarımı da
buranın müsavimi yapacağım
-Elif: İşte lezzetten kaliteden anlayan biri, süper
-Emre: Fazla uçmasan mı kardeşim
-Dilek: Emre bey bir saniye, bu sizin için
-Emre: Bu nedir?
-Dilek: Bugün pek bir şey yiyemediniz, birkaç bir şey hazırladım
sizin için, merak etmeyin içinde tatlı yok
-Elif: Vay be, birgün benim için şöyle özel şeyler
hazırlamadın Dilek
-Kerem: Sadece senin için değil hiçbir kimse için hazırlamadı
-Emre: Teşekkür ederim, zahmet etmişsiniz
-Cihan: Görüşmek üzere, iyi akşamlar, hadi Emre sen gelmiyor musun?
-Emre: Sen git, benim Dilek hanım ile konuşmam gereken bir şey var
-Cihan: Tamam görüşürüz
-Elif: Vizde şuraları toplayalım hadi çocuklar
Emre ve Dilek bahçeye çıkar
-Dilek: Konuşmak istediğiniz şey ne Emre bey
-Emre: Böyle bir şeyi gerçekten hiçkimse için yapmadınız mı?
-Dilek: Emre bey öğrenmek istediğiniz şey ne tam olarak?
-Emre: Erkek arkadaşınız için de mi yapmadınız?
bugün gelmedi sanırım
-Dilek: Pekala bu konuya artık bir açıklık getireyim o zaman,
Erkek arkadaşımın olduğuna nereden kanaat getirdiniz bilmiyorum
ama, belli ki bu sizi rahatsız ediyor, erkek arkadaşım falan yok
-Emre: Telefonunuzda canımm diye biri kayıtlı ve sürekli
onunla konuşuyordunuz, sandım ki...
-Dilek: Emre bey, o Elif'ti, yurtdışında olduğu için sık sık
konuşuyorduk, siz o yüzden mi öyle davranıyorsunuz?
-Emre: Neyse geçmişte kaldı, demek erkek arkadaşınız yok,
bu özenli kutuyuda başka kimse için hazırlamadınız
-Dilek: Sorularınıza cevap alabildiğinize göre, sizi uğurlayayım
-Emre: Cevaplanmamış bir sorum daha var, hatırlatmak istemiyorum ama
inci restoranda ne yaşadınız? ve ne teklifi etti Kaan?
-Dilek: Cevap kotamı doldurdum Emre bey, sonra cevaplayayım bunlarıda
olur mu?
-Emre: Peki, zaten bugün çok yoruldunuz, görüşürüz
-Dilek: Güle güleyin Emre bey, görüşürüz
Emre gittikten sonra Dilek içeri girer
-Elif: Seninki anlattığın kadar varmış, çok yakışıklıymış
-Dilek: Benim ki değil o, eski patronum
-İdil: Seviyorsun kızım işte, nereden seninki olmuyor
-Kerem: Bence Emre de sana karşı boş değil, bugün gözleri
bir an olsun senden ayrılmadı
-Elif: Ne konuştu seninle şimdi?
-Dilek: Telefonumdaki canımm yazan kişiyi? erkek arkadaşım mı
değil mi onu sordu
-İdil: Yuh, Elif'i mi kıskanmış :D hahahaaa
-Dilek: Seninle sık sık konuşuyoruz ya, bir kaç kez onun yanındayken
aramıştın, telefonumda sen canımm diye ve yanında kalp olunca
yanlış anlamış, bir kaç kez ima etmişti ama duymamazlıktan
gelmiştim, yeter artık diyip sorusunu cevapladım
-Kerem: Ne dedin peki?
-Dilek: Erkek arkadaşımın olmadığını, canımm'ın Elif olduğunu
söyledim
-İdil: Ne tepki verdi?
-Dilek: Boş verin hadi işimize bakalım
-Elif: Bakmayalım, anlat, mutlu oldu mu?
ah ya keşke söylemeseydin, biraz süründürürdüm onu, eğlence çıkardı
-Dilek: Öyle bir şey yapmana izin vermezdim
-Elif: Aman tamam be, bir şey yapmayız sevdiceğine
-İdil: Bence sen onu Avukat beyde dene
-Elif: O neden o?
-İdil: Bugün Cihan da gizli gizli sana bakıyordu
-Elif: Ahh güzelliğim başa bela tabi
-Dilek: Deli kız, hadi hadi şuraları toplayıp çıkalım,
bu arada hepinize çok teşekkür ederim, siz olmasaydınız
bugünün altından kalkamazdım, iyi ki varsınız
-Kerem: Lafı bile olmaz, her zaman yanındayız
-İdil: Aynen öyle, ne zaman istersen bir telefon yeterli
-Elif: Bende her zaman burada olamasam da, her zaman dinlemeye
konuşmaya hazırım, hatta nerede olursam olayım atlarım uçağa gelirim
biliyorsun
Devam Edecek...